1xbet
10 Aralık 2018 03:44:50
BİZ TÜRKLER NEDEN İNGİLİZCE KONUŞAMIYORUZ? - 16.11.2014 18:01
BİZ TÜRKLER NEDEN İNGİLİZCE KONUŞAMIYORUZ?
NEDEN İNGİLİZCE KONUŞAMIYORUZ?

Öğretim hayatımızda 12+4= 16 yıl İngilizce dersimizin olmasına karşın hala İngilizce konuşamıyoruz. Dünyada 44 ülke arasında 43 sırada olmanın bir gururu yok tabii.


Başarısızlığımıza kılıflar bulmakta usta bir milletiz. Tüm İngilizcemiz"Simple Present Tense" ile başlayıp yine "Simple Present Tense" ile bitiyor. Bir turist üzerimize doğru gelirse yapacağınız en iyi şey onu hiç görmemezlikten gelip başımızı çevirmek veya yanımızdaki arkadaşımızla konuşur gibi yapmak olabilir mi? Eskiden İngilizce konuşmak için Sultanahmet Meydanına gitme geleneği vardı. Bir turist bulup konuşarak ondan bir şeyler kapalım diye. Evet "kapma" sözü doğru. Dil bilinçsizce dinleyerek,konuşarak,yaşayarak öğrenilmeli diyorum sizce bu doğru mu?


 İngilizce öğrenmenin dört önemli kuralı:  dinleyeceksin ve okuyacaksın, söyleyeceksin ve konuşacaksın.


Bu konuda şöyle düşündüm, bebekler nasıl ana dillerini okuma-yazmayı bilmeden öğreniyorsa İngilizce'yi de aynı anda ana dillerini öğrenir gibi duyarak öğrenebilirler.


BU DÜŞÜNCEM BİR METODA NASIL DÖNÜŞTÜ?


İnsanların yanı sıra konuşan hayvanları düşünmeye başladım ve en çok konuşabilen hayvanın papağanlar olduğunu biliyordum. Papağanlar eğitilirse 408 kelime İNGİLİZCE öğrenip sizinle konuşabiliyorlar. Eğer bir papağan sürekli ağlayan bir babeğin bulunduğu odada yaşıyorsa bir süre sonra o da aynı bebek gibi ağlıyabiliyor. Bunun benzer pek çok videosu youtube de var. Papağanlar ve bebekler aynı yöntemle dili öğreniyorlar.


Biz de anadilimizi hiç bir anlamlandırma olmadan AGULARDAN başlayıp doğrudan papağan gibi SESLİ TEKRARLARyaparak öğreniyoruz. Bilinç ve mantık ilk başlangıçta yok. Referans dil de yok denilebilir bebekçeyi saymazsak.

Premium Yöntemimi pedagoglarla birlikte oluşturdum. Henüz konuşmayı bile bilmeyen bebeklere dil öğretmiyoruz aslında, dinleyerek buna hazırlık yapıyoruz. Bebekler 3-5 ay arasında aldıklarını 8'inci aydan sonra söylemeye,geri  vermeye başlıyor.


Bir bebek, Türkçe "baba"yı öğrendiği anda "father"ı da kolayca öğreniyor.


Ne kadar erken ingilizce verilirse  o kadar iyi. Araştırmalar ana dilin ve 2. abir anadilin de 6 yaşa kadar öğrenildiğini söylüyor. Onun için dil öğretimi 3 aydan başlamalı diyorum. Her yıl bebeğin nasıl gelişeceğini gözlemliyorum.Çocuklara İlk yıl şarkılar ve oyunlarla 550 kelime öğreniyorlar, ertesi yıl 650 kelime... 6 yaşına geldiğinde 3500 kelimeye ulaşıyor.


Bildiğiniz gibi çoğumuzun gündelik 300-400 kelime ile Türkçeyi konuştuğumuz biliniyor.


Çocuklar önce kelimeleri öğrenirler sonra onları etrafındakilerin yaptıkları hareketlarle ilşkilendirirler.Resimli kitapları tercüme ederek değil, resimleri göstererek kelime öğretilebilir. Alt yazılı çizgi film ve filmler izlenebilir. Şarkıyı hareketlerle desteleyerek söylemek yardımcı olur. Üç tip öğrenme yolu var; görsel, işitsel ve kinestatik yani dokunma ve hareketlerle. Bütün çocuklar KİNESTATİK ÖĞRENCİDİRLER. Onlara öğrettiğiniz her kelimeyi hareketlerle anlatmalısınız.  Çocukların bilinçaltı 5 yaşına kadar açık olduğundan her şeyi su gibi öğrenebiliyorlar. Bu yaştan sonra ise öğretim eğitim ve  zorlayarak mümkün olabiliyor. Gene de Beş yaşına kadar verilen eğitim kadar etkili ve başarılı olmuyor.


Türk çocuklarının yüzde 90'dan fazlası İngilizce'de temel düzeyi bile geçemiyor. Yabancı dili ilk yılda sevenlerin oranı yüzde 80 iken lise sonda yüzde 37'ye düşüyor.


TEPAV'ın hazırladığı ankete göre, öğrencilerin sınıfları yükseldikçe İngilizce dersine olan ilgisi azalıyor. Çünkü çocuklar derslerde kitap ağırlıklı ilerleyen yazma ve okumadan oluşan İngilizce derslerini sıkıcı ya da zor buluyor.


Öğrenciler İngilizce ders kitaplarını da sevmediklerini belirtiyor. Eğitimin başlangıcında 5. sınıf öğrencilerinin yüzde 80'i İngilizce dersini sevdiğini söylerken bu oran yıldan yıla sürekli olarak azalarak 12. sınıf öğrencilerinde yüzde 37'ye düşüyor.


Düşünme ve konuşma aynı sistemin iki parçasıdır. Bu ikisi arasında bir uyum olmazsa, sistemde dil öğrenme problemi yaşanır. Yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır.


Yapılan bir araştırmaya göre; “Öğrenmenin yüzde 20''si bilinçli bir şekilde okul, kitap, öğretmen yoluyla gerçekleşirken, yüzde 80''i farkında olmadan yapılan bilinç dışı kayıtlar ile gerçekleşir.” Ana dilimizi de biz bu şekilde öğreniriz. Beynimiz, biz farkında olmadan ana dilimizi, konuştuğumuz ortamda milyonlarca işitsel ve görsel veriyi kaydeder. İnsan sesleri ve onlar ile ilintili renk, koku, duyguların hepsi birlikte biz farkında olmadan kaydedilmektedir. Beyin bu veriler üzerinde "aynı"," farklı", "...öyleyse…’ mantığını kullanarak duyduğu seslerden oluşan sistemi, yani dilin şifresini çözer. Bir süre sonra öncelikle bize söylenenleri anlamaya, sonra da konuşmaya başlarız.


"farkında olmadan öğrenme" süreci çok önemlidir. Artık yazılan ve okunan İngilizceden çıkıp tamamen konuşmaya dayalı bir "İNGİLİZCEYE MARUZ KALMA" şartlanmasından söz etmeliyiz. Yani Dil farkında olmadan, dile maruz kalarak yapılan bir çeşit kapmadır. İngilizceyi öğrenmek en kolay konuşulduğu ülkede doğmak veya orada bulunmakla mümkündür. Almanya'ya giden işçilerimizin yeni nesli doğar doğmaz Almancaya maruz kaldıkları için istem dışı Almancayı öğreniyor ve konuşuyorlar. En büyük soru ise "Türkçe"nin ailede konuşulmadığı için unutulması ve ya bozuk bir Türkçeye dönüşmesidir.


Türkiye'de İngilizce öğretimi ile ilgili 2 sorun vardır. Birincisi Dilin etkili öğretilememesi,ikincisi ise öğretilen İngilizcenin kullanılabileceği bir ortamın olmamasıdır. Bu şuna benzer. Yüzmeyi bir yerde kitaptan, havuzdan öğreniyorsunuz ama hayatınızda hiç denize girmiyorsunuz. Bu durumda bir gemi yolculuğunda geminin deniz ortasında batması halinde kendinizi kurtarıp kurtarılmayacağımız bir bilmecedir. Ben İngilizcenin hiç bir yerde geçmeyen bir devlet parası gibi olmaması gerektiği, geçerli olabilecek İngilizce ortamların kurulması ile konuşmanın gelişeceğini savunmaktayım.

Kelimeden cümleye giden, gramer gerektirmeyen bir mantıkla İngilizceyi  dudak-kulak ve beyin üçgeniyle bilgiyi hafızaya aktarabilen tek doğal yöntem olan Premium  dil kartlarıyla bu çalışmayı hem kolay ve hem de zevkli şekilde yapabilirsiniz. Tüm konuşmalar kartlarda resimlendirilmiş ve renklendirilmiştir. Her sette 120 farklı pratik konuşma diyalogları verilmiştir. Üstelik video ve ses desteğiyle cep telefonunuzu kullanmanız yeterli. İstediğiniz zaman ve istediğiniz yerde kendi kendinize İngilizce çalışabilir, hem telafuzunuzu hem de güveninizi yenileyebilirsiniz. 

"ENGLISH AT HOME" evde ve ailede İngilizce adı altındaki bir projeyi bu bağlamda hayata geçirmeye başladım. Herkes benden evde öğrenebileceği materyaller istiyordu. Artık bu konuda da ilerlemeler kaydettik. Şimdilik aklımdakilerden yazıya döktüklerim bu kadar. İlerde daha enteresan noktalara dokunacağımı zaten anlamışınızdır. Sevgiyle kalınız.


NEJAT HOCA   SİTEM: tıklayınız lütfen  http://nejatalperen.com/


A.NEJAT ALPEREN 



7699 defa okundu.
Haber Yorumları
Habere yorum yapabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir. Üye olmak için tıklayınız.
Kategoriden Haberler
Web Sitemizi Nasıl Buldunuz?

Çok Güzel
62%
Güzel
12%
İyi
5%
İdare Eder
3%
Kötü
14%
Online : 1
Bugün Tekil : 1
Bugün Çoğul : 25
Dün Tekil : 1
Dün Çoğul : 140
Toplam Tekil : 47564
Toplam Çoğul : 361535
IP : 93.89.225.254
  • Anasayfam yap
  • Sık Kullanılanlara Ekle
  • Sitene Ekle